Bilgi Edinme :+90 212 572 0034

ADVERBIAL CLAUSE OF TIME

ADVERBIAL CLAUSE OF TIME HAKKINDA BİLGİ

ZAMAN BİLDİREN CÜMLELER

1 –   İngilizce Özel ders ( Bireysel – İngilizce Özel ders )
2 –   İngilizce Özel ders – 4 kişilik gruplarla yapılan  İngilizce Özel ders )

ADVERBİAL CLAUSES

1. ADVERBİAL CLAUSE OF TİME 

A. ADVERBİAL CLAUSE OF TİME :

Main Clause :

I shall go home

when it gets dark : Adverbial Clause of Time

before I had dinner. : Adverbial Clause of Time

Yan cümlecik bir eylemin ne zaman yapıldığını
gösterir ve when sorusuna yanıt verir.

When will you go home?
Ne zaman eve gidiceksin?

I shall go home when it gets dark
Hava kararınca eve gideceğim.

Ana cümlecik ile yan cümleciği (adverbial clause of time) birbirine
bağlayan bağlaçlar (conjunctions) ve bunlarla kurulmuş cümleler :

WHEN : ….dığı zaman, ….dığında, iken

I shall go home when it gets dark.

When it gets dark, I shall go home.

Hava kararınca eve gideceğim.

When I got up, it was raining hard.

Yataktan kalktığım zaman çok yağmur yağıyordu.

I never smoke when I am driving my car.

Otomobilimi sürerken hiçbir zaman sigara içmem.

When I was playing the piano, they were dancing.

Ben piyano çalarken onlar dans ediyorlardı.

I was very tired when I returned from the party.

Patiden döndüğüm zaman çok yorgun idim.

When it stopped raining, we went to the concert.

Yağmur durunca konsere gittik.

BEFORE : önce

I went out to play before I had dinner.

Before I had dinner, I went out to play.

Akşam yemeğini yemeden önce dışarıya oynamaya çıktım.

The sun had set in the west before we reached our destination.

Hedefimize varmadan önce güneş batıdan batmıştı.

We shall have lunch before the train gets to London.

Tren Londra’ya varmadan önce öğlen yemeğimizi yiyeceğiz.

We must go home before my father comes.

Babam gelmeden önce eve gitmeliyiz.

What do you do before you have your exam ?

Sınava girmeden önce ne yaparsınız ?

AFTER : sonra

I turned off the lights after my sister went to bed.

After my sister went to bed, I turned off the lights.

Kız kardeşim yattıktan sonra ışıkları söndürdüm.

After the plane took off, we ate our lunch.

Öğle yemeğimizi uçak havalandıktan sonra yedik.

They went to the theatre after they had finished their work.

İşlerini bitirdikten sonra tiyatroya gittiler.

I shall ring you up after I find a job.

Bir iş bulduktan sonra sana telefon edeceğim.

AS : ..dığında, ..ınca, iken

Müge went to school as the clock struck ten

As the clock struck ten, Müge went to school.

Saat onu çalınca Müge okula gitti.

As we were standing over the bridge, we saw a boat coming.

Köprünün üstünde ayakta dururken gelen bir sandal gördük.

As we went out of the house , it started snowing.

Biz evden dışarı çıkınca kar yağmaya başladı.

As the snow was falling, the poor man was going home.

Kar yağarken zavallı adam evine gidiyordu.

As the boy was walking towards the seashore, he met a fisherman.

Çocuk deniz kıyısında yürürken bir balıkçıya rastladı.

JUST AS : tam…. İken, tam o sırada

The phone rang just as I was leaving the house.

Just as I was leaving the house, the phone rang.

Tam ben evden ayrılırken telefon çaldı.

Tom opened the door just as  I began to talk about him.

Tam onun hakkında konuşmaya başladığım zaman Tom kapıyı açtı.

Just as the teacher was cleaning the board, the inspector entered the class.

Tam öğretmen tahtayı silerken müfettiş sınıfa girdi.

Just as we were dancing, the lights went out.

Tam biz dans ederken ışıklar söndü.

AS SOON AS :  ..lir …mez/maz

We shall have tea as soon as my father comes home.

As soon as my father comes home, we shall have tea.

Babam eve gelir gelmez çay içeceğiz.

They turned on the lights as soon as the film ended.

Film biter bitmez ışıkları açtılar.

I will let you know as soon as the holidays start.

Tatil başlar başlamaz size bildireceğim.

As soon as Ayşe had finished her homework, she started to play the piano.

Ayşe ev ödevini bitirir bitirmez piyano çalmaya başladı.

As soon as I finished reading this book, I’ll return it to the library.

Bu kitabı okumayı bitirir bitirmez kütüphaneye götüreceğim.

WHİLE : iken, esnasında

We stayed at a hotel while we were in Paris.

While we were in Paris, we stayed at a hotel.

Biz Paris’te iken bir otelde kaldık.

While the children were playing in the garden, it started to rain.

Çocuklar bahçede oynarken yağmur yağmaya başladı.

While you are having your bath, I will listen to the radio.

Sen banyo yaparken ben radyo dinleyeceğim.

I will accompany the lady while she is singing.

Bayan şarkı söylerken kendisine eşlik edeceğim.

While you are in London, My friends will visit you.

Sen Londra’da iken arkadaşlarım siziziyaret edecekler.

NO SOONER …. THAN : AS SOON AS

The dance had no sooner started than the lights went out.

No sooner had the dance started that the lights went out.

Dansın başlamasıyla ışıkların sönmesi bir oldu.

Selda no sooner entered the room than the phone rang again.

Seldanın odaya girmesiyle telefonun tekrar çalması bir oldu.

No sooner did I see him than I recognised him.

Onu görmemle tanımam bir oldu.

No sooner had I returned from Ankara than I left for Paris

Ankaradan geri dönmemle Paris’e hareket etmem bir oldu.

ADVERBIAL CLAUSE OF TIMEWHENEVER: (her) ne zaman

I feel nervous whenever I see Helen.

Whenever I see Helen, I feel nervous.

Helen’i ne zaman görsem sinirlenirim.

Whenever I started to speak English, my friends used to laugh.

Ne zaman İngilizce konuşmaya başlasam arkadaşlarım gülerdi.

Whenever I sing a song, my sister goes out of the room.

Ne zaman şarkı söylesem kızkardeşim odadan çıkar

You may visit us whenever you come to İstanbul.

Ne zaman İstanbul’a gelirsen bizi ziyaret edebilirsin.

Whenever we go to Bursa, we climb up the mountain.

Ne zaman Bursa’ya gitsek dağa çıkarız.

EVERYTIME : her (zaman)

Everytime we go to the circus, our children buy ice –cream.

Our children buy ice – cream everytime we go to the circus.

Sirke her gidişimizde çocuklar dondurma alırlar.

Everytime I meet her, she wants me to take her to the cinema.

Ona her rastlayışımda kendisini sinemaya götürmemi istiyor.

THE MINUTE/MOMENT/INSTANT : AS SOON AS

I’ll ring you up the minute my father comes here.

The minute my father comes here, I’ll ring you up.

Babam buraya gelir gelmez sana telefon edeceğim.

The moment I finished my homework, my father turnrd the radio on.

Ev ödevini bitirdiğim an babam radyoyu açtı.

You will forget met he instant you leave here.

Buradan ayrıldığın an beni unutacaksın.

DIRECTLY : AS SOON AS

I will give him the message directly I get there.

Directly I get there, I will give him the message.

Oraya varır varmaz ona mesajı vereceğim.

Directly I had finished my homework, I realized that I had made a mistake.

Ev ödevimi bitirir bitirmez bir yanlış yapmış olduğumu anladım.

IMMEDİATELY : AS SOON AS

You must come home immediately the dance ends.

Immediately the dance ends, you must come home.

Dans biter bitmez eve gelmelisin.

They are going to inform us immediately they hear the news.

Haberi duyar duymaz bize bildirecekler.

ONCE : WHEN/ AS SOON AS

Once my father leaves home, we can do the dishes.

Babam evden ayrılır ayrılmaz bulşıkları yıkayabiliriz.

You will be able to find a job once the economic situation has improved.

Ekonomik durum iyi olur olmaz iş bulabilirsin.

Once you have got the habit of playing cards, it is not easy for you to give up.

Bir kez kağıt oynama alışkanlığı elde ettiğininiz zaman ondan vazgeçmeniz
sizin için kolay değildir.

ADVERBIAL CLAUSE OF TIMENOW (THAT) : WHEN/ BECAUSE ;

’now that’ bağlacı bir yan cümlecikte (subordinate clause) hem zaman
 hem de sebep gösterebilir. Bu nedenle bazen bunları birbirinden ayırmak zordur.

Now that we have set up a youth club, we can arrange sport fixtures.

Bir gençlik kulübü kurduğumuz için spor karşılaşamaları düzenleyebiliriz.

Now that you mention it, I do remember.

Ondan bahsettiğiniz için (zaman) elbet hatırlıyorum.

 

No Comments Yet.

Leave a reply

web tasarim